Menu

Mine Art Gallery

Mine Art Gallery

Mine Art Gallery

Mine Art Gallery

Mine Art Gallery founded in 1985 in Kadikoy has been offering alternative areas to art lovers with its solo and group exhibitions for years. It contributes to the improvement of “Contemporary Art” through the participation of fairs and events, dia screening organisations, art talks and with its activities on performance art. In addition to that it provides consultancy on conscious art collector. Since 2009, the gallery has focused on activities out of Istanbul. In spite of the passive effect of season, gallery tried to find an alternative new place and decided in Bodrum. Firstly, it organised summer exhibitions in Bodrum Turgutreis D-Marin. Since 2012, it began to develop summer-winter group and solo exhibitions, workshops, and art education in Yalikavak Palmarina Bodrum. Today, Mine Art Gallery is carrying on its activities in its Nişantaşı, Caddebostan and Yalıkavak Bodrum venues.


1985 yılında Kadıköy’de kurulan Mine Sanat Galerisi, yıllar içerisinde sanatseverlere karma ve kişisel sergilerle alternatif alanlar sunmaktadır. İstanbul ve İstanbul dışında katılım sağladığı fuar ve organizasyonlarda düzenlediği sergiler, söyleşiler, sanat sohbetleri, workshoplar ve performans sanatı çalışmalarıyla “Çağdaş Sanatın” gelişimine katkı sağlayıp, bunların yanı sıra bilinçli koleksiyonerlik adına da danışmanlık yapmaktadır. 2008 yılından itibaren 2016 yılına dek Nişantaşı’nda da şubesi bulunan galeri, 2009 yılından itibaren ise şehir dışı etkinliklerine ağırlık vermiş ve bu konuda sezonun pasif etkisine karşın farklı alternatif mekan arayışına girerek, Bodrum’da karar kılmıştır. Önce Bodrum Turgutreis D-Marin‘nin tahsis ettiği mekânda yaz sergileri düzenlemiş, 2012 yaz sezonundan itibaren Yalıkavak Palmarina Bodrum’da atölye, sanat eğitimleri, yaz-kış karma ve kişisel sergi projelerini geliştirmeye başlamıştır. Bugün, Mine Sanat Galerisi, Nişantaşı, Caddebostan ve Yalıkavak Bodrum’da olmak üzere üç mekanında faaliyetlerini sürdürmektedir.


Caddebostan, Ömerpaşa Cad., Toprak Apt., No 35-37, Kadıköy / İstanbul
Nişantaşı, Teşvikiye, Bostan Sok. (Eski Karakol Sok.) No 6/A, Şişli / İstanbul

Contact info:
info@minesanat.com
+905438161034
+905365535066
Yalıkavak, Merkez. Mah. Çökertme Cad. Özkan Sok. Bodrum / Muğla

3D exhibitions

  • Mine Art Gallery

    KEMAL ERHAN ANISINA KOLEKSİYONUNDAN BİR SEÇKİ: ZEKİ KOCAMEMİ

    23 Dec 2020 – 30 Jan 2021

    MİNE SANAT GALERİSİ “KEMAL ERHAN ANISINA KOLEKSİYONUNDAN BİR SEÇKİ: ZEKİ KOCAMEMİ” SERGİSİ İLE 23 ARALIK 2020 İTİBARİYLE MİNE SANAT GALERİSİ NİŞANTAŞI MEKANINDA **Miss Dalida’nın Sanata Katkılarıyla 23 Aralık 2020 - 30 Ocak 2021 Mine Sanat Galerisi, Miss Dalida Mağazası, Nişantaşı, Şişli Mine Sanat Galerisi olarak, Türkiye’nin bir döneme damgasını vuran önemli koleksiyonerlerinden Kemal Erhan’ı, koleksiyonunda yer alan ve günümüz sanatının şekillenmesinde ve modern resme geçiş sürecinde büyük önem arzeden Zeki Kocamemi (1900-1959) seçkisi ile anıyoruz. 1921 yılında doğan ve maalesef 1998 yılında aramızdan ayrılan işadamı ve koleksiyoner Kemal Erhan, Türkiye’nin en zengin özel resim koleksiyonuna sahip koleksiyonerlerinden biriydi. Ressam olan babasından ve ressamlar çevresinde yetişmesinden edindiğini söylediği sanat tutkusuyla, yerli ve yabancı önemli isimlere ait eserleri toplamış ve pek çok kıymetli koleksiyona da yine bu isimleri kazandırmıştır. Koleksiyonculuğun aynı zamanda kurtarıcılık misyonu olduğunu düşünerek toplamış olduğu resimlerde 19. ve 20. yy ressamlarına odaklanmıştır. Koleksiyonunda Halil Paşa, Şeker Ahmet Paşa, Ali Rıza Bey, Nazmi Ziya, Feyhaman Duran, İbrahim Çallı, Avni Lifij, Sami Yetik, Hikmet Onat, Namık İsmail, Osman Asaf, Émile Motte, Fausto Zonaro, Salvatore Valeri, Lee Richards, Cornelli, Leonardo de Mango, Ivan Aivazovsky, Amedeo Preziosi, Svoboda, Rudolf Ernst gibi isimlere yer vermiştir. Cumhuriyet’ten bu yana özellikle Türk empresyonist ressamların yaptığı resimleri toplayan Kemal Erhan’ın koleksiyonundan Zeki Kocamemi seçkisi ile hem bir koleksiyoner olarak Kemal Erhan’ı hem de modern resme geçiş sürecinde büyük önem arzeden sanatçı Zeki Kocamemi’yi anıyoruz. Cumhuriyet’in ilanıyla başlayan modernleşme sürecinde, 1923-1927 yılları arasında Almanya’ya giderek Hans Hofmann’ın atölyesinde eğitim gören Zeki Kocamemi, modern resmi Türkiye’ye getiren kişi olarak anılır. Celal Esat Arseven’in deyimiyle; “Modern resmin İstanbul’a girişi, Münih’de Hans Hofmann’ın özel akademisinde resim tahsil eden Zeki Kocamemi ve Ali Çelebi’nin İstanbul’a dönerek Galatasaray Lisesi salonlarında eserlerini sergilemeleri ile başlar.”1 Türk resmindeki bu yeni anlayışın ilk temsilcilerinden olan Kocamemi’nin 1927 yılında Ali Avni Çelebi ile kübizm etkisindeki resimleriyle açtıkları Galatasaray sergisi Türk resmi için bir dönüm noktası olmuştur. Galerimizin kurucularından, kıymetli sanatçımız Prof. Adnan Çoker’in de hocası olan Kocamemi için, Çoker şöyle diyor: “Hofmann’ın2 doğa çıkışlı renkli kübizme, giderek Cézanne’a kadar inen öğretisi, yalnızca doğanın dış görüntüsünü yansıtan natürmort, peyzaj gibi sanatın temel kategorilerini ya da sanat biçimlerini değil, özünü; plan, modülasyon, boşluk ve yapı gibi, sanatı kökünden sarsan yenilikçi değerleri kapsıyordu. Kocamemi bu bilgilerin kavramlarını ve uygulamalarını Türkiye’ye getirdi. 30’lar ve 40’lar Türkiyesi’nde bazı sanatçılarımızda görülen “Cézanne tipi natürmort” “Cézanne tipi peyzaj” düzenlemeleri yerine Kocamemi’nin sanatının sağlamlığını işte bu temellerde aramak yerinde olur. Örneğin; yapı ve boşluk kavramını, peyzajlarında ve kompozisyonlarında gözlemlenen geniş kapalı boşlukla, natürmort ve portrelerindeki dar kapalı boşluk (tablonun gereksinmesi kuralına uyarak) sonsuzda kaybolmadan, nesneyi çevreleyen, etrafında döner özellikleri ile yerinde ve zamanında sunuluyordu. Masalı ve Saksılı Natürmortları, Mekkâre Erleri, Cenaze Töreni ve peyzajları buna örnektir. Formüle edilirse; Dar ve geniş sınırlı derinliksel boşluk nesnenin sürekli çevresini sarar.”3 Trabzon Lisesi’nde 1927-28 yıllarında öğretmeni olan Zeki Kocamemi için Bedri Rahmi Eyüboğlu şöyle der: “Türk resim sanatından kim söz açarsa açsın, Kocamemi’ye layık olduğu yeri vermekle sorumludur. Kocamemi Türk resim sanatına ne getirmiştir? Her şeyden önce resim sanatının bir taklide dayanmadığını, tabiatı incelemek demenin onu olduğu gibi tabloya aktarmak olmadığını anlayan neslin ele başısıdır. Bu alanda meslekdaşı Ali Çelebi ile eşit bir savaş verdiler. Beş kuruş kazanmadan çeşitli alaylar, küçümsemeler karşısında yılmadan sergiler açtılar. Ve bugün memleketimizde filizlenen sahici resim sanatının kahrını çektiler.”4 Eğitim aldığı Hofmann’ın kübizmden Cézanne’a kadar uzanan öğretisiyle yapısalcı bir anlayış benimseyen Kocamemi’yi, hakkında sınırlı sayıda araştırma yapılmış olmasının eksikliğini kapatmada katkıda bulunmak ve yeni araştırmaların doğuşuna katkıda bulunmak adına, sanatçının Kemal Erhan koleksiyonundaki yağlıboyalarından ve desenlerinden oluşan seçkisini izleyici ile buluşturmaktan onur duyarız. Sergi 30 Ocak 2021 tarihine dek ziyaret edilebilir. Tüm sanatseverler davetlidir. *Maske takılması zorunludur. *Ziyaretlerin rezervasyon ile yapılmasını rica ederiz. Rezervasyon için lütfen bize ulaşın: +90 543 816 10 34 Mine Sanat Galerisi Nişantaşı Teşvikiye, Bostan Sokak (Eski Karakol Sokak), Miss Dalida Mağazası, No 6/A, Şişli / İSTANBUL İletişim Tel: +90 (536) 553 50 66 I +90 (543) 816 10 34 I E-posta: info@minesanat.com TEŞEKKÜR Koleksiyonlarındaki resimlerle “Kemal Erhan Anısına Koleksiyonundan Bir Seçki: Zeki Kocamemi” sergisinin oluşmasında katkıda bulunan koleksiyoner Sayın Kemal Erhan’ın kızları Dr. Oya Erhan ve Serra Türel’e bu güne dek özenle koruyup kolladıkları bu kıymetli eserleri izleyici ile buluşturdukları için, sanata katkılarından dolayı mekanı paylaştığımız, iş birliği içinde olduğumuz Miss Dalida markasına, bu serginin altyapısında faydalandığımız, anılar, yazılar, biyografi ve görsellerle zenginleştirilen, “Zeki Kocamemi: İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi 1979 Yayını 5” adlı yayını hazırlayan ve bu sayede Türk Sanat Tarihi'ne çok kıymetli bir araştırma bırakan Prof. Adnan Çoker ve Prof. Kemal Bilensoy’a, ayrıca kataloğun gerçekleşmesine yardımcı olan Canan Çoker ve Yusuf Taktak’a teşekkürlerimizi sunuyoruz. 1 “Zeki Kocamemi: İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi 1979 Yayını 5” s. 1 2 Hans Hofmann, 1880 Weissenburg (Almanya) 1966 New York. Öğrenimini önce Münih’te yapmış, 1904’te Paris’e giderek Matisse ve Robert Delaunay ile çalışmış, 1915’te kendi ismiyle anılan “Hofmann Sanat Okulu”nu kurmuştur. 1930’dan sonra Amerika’ya göç etmiştir. 3 “Zeki Kocamemi: İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi 1979 Yayını 5” s. 4 4 “Zeki Kocamemi: İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi 1979 Yayını 5” s. 11 ………………. MINE ART GALLERY IS ON ITS NISANTASI VENUE WITH THE EXHIBITION TITLED “IN MEMORY OF KEMAL ERHAN A SELECTION FROM HIS COLLECTION: ZEKI KOCAMEMI” AS OF DECEMBER 23, 2020 **With Miss Dalida's Contribution to Art 23 December 2020 - 30 January 2021 Mine Art Gallery, Miss Dalida Store, Nişantaşı, Şişli As Mine Art Gallery, we commemorate Kemal Erhan who left his mark on his time as one of Turkey's most important collectors, with a name from his collection, Zeki Kocamemi (1900-1959) who has a great importance in the transition process towards modern painting and in the shaping of contemporary art. Born in 1921 and unfortunately passed away in 1998, Kemal Erhan as a businessman and a collector, was one of Turkey's richest private painting collectors. With his passion for art that he acquired from his father who was a painter and from the atmosphere where he grew up among painters, he collected the artworks of important local and foreign names and brought in these names to many valuable collections. By thinking that collecting has also a mission of protection, he focused on 19th and 20th century painters in the paintings he collected. Some names from his collection were Halil Pasha, Şeker Ahmet Pasha, Ali Rıza Bey, Nazmi Ziya, Feyhaman Duran, İbrahim Çallı, Avni Lifij, Sami Yetik, Hikmet Onat, Namık İsmail, Osman Asaf, Émile Motte, Fausto Zonaro, Salvatore Valeri, Lee Richards, Cornelli, Leonardo de Mango, Ivan Aivazovsky, Amedeo Preziosi, Svoboda, Rudolf Ernst. With the selection of Zeki Kocamemi from the collection of Kemal Erhan, we commemorate both Kemal Erhan as a collector who collected the paintings made by especially Turkish impressionist painters since the foundation of the Republic, and the artist Zeki Kocamemi who had a great importance in the transition to modern painting. Zeki Kocamemi who was trained in the atelier of Hans Hofmann in Germany between 1923-1927 during the modernization process began with the proclamation of the Republic is considered as the one who brought modernization to Turkish painting. With the words of Celal Esat Arseven; "The introduction of modern painting to Istanbul begins with the returning of Zeki Kocamemi and Ali Çelebi, who studied painting at Hans Hofmann's private academy in Munich, to Istanbul and exhibiting their works in the halls of Galatasaray High School.”1 As one of the first representatives of this new understanding in Turkish painting, Zeki Kocamemi and Ali Avni Çelebi’s exhibition held in the Galatasaray High School in 1927 with their paintings influenced by cubism was a turning point for Turkish painting. Our esteemed artist, one of the founders of our gallery, Prof. Adnan Çoker mentions about his teacher Zeki Kocamemi as such: “Hofmann's2 teaching, which bases on colorful cubism arising from nature and gradually approaches to Cézanne, includes not only the basic categories or the styles of art which reflect nature’s outer view such as still-life, landscape but also its essence: the innovative values ​​such as plan, modulation, space, and structure that shake art from its roots. Kocamemi brought the concept and practice of this information to Turkey. Instead of the arrangements like "Cézanne type of still-life”, "Cézanne type of landscape” as we see in some of our artists in the 30s and 40s in Turkey, it would be beter to search the power of Kocamemi in these roots. For example; The concept of structure and space was presented in its time and space with the wide closed space observed in his landscapes and compositions, the narrow closed space in his still-lifes and portraits (obeying the requirement of the painting rule) without getting lost in infinity, with the features surrounding the object and turning around it. His still-lifes with table and vases, Mekkâre Soldiers, Funeral and landscapes. If formulated; The narrow and wide limited depth constantly surrounds the object.”3 Bedri Rahmi Eyüboğlu says about Zeki Kocamemi, who was his teacher in Trabzon High School between 1927-28: "Whoever speaks about Turkish painting, s/he is responsible for giving Kocamemi’s credit that he deserves. What has Kocamemi brought to Turkish painting? First of all, he is the head of the generation who understands that painting is not based on an imitation and that to examine nature is not to transfer it to the painting as it is. He fought for this with his colleague Ali Çelebi. Without earning even five cents, they held exhibitions tirelessly over against various mockery and scorns. And they have suffered from the true art of painting that has sprouted in our country today."4 In order to contribute to the lack of limited researches and to contribute to the emergence of new ones, we would like to meet a selection from Kocamemi’s oil paintings and drawings from Kemal Erhan collection with the audience. It would be an honor to present Kocamemi who adopted a structuralist understanding from Hofmann's teachings ranging from cubism to Cézanne. The exhibition can be visited until January 30, 2021. All art lovers are invited. * It is mandatory to wear a mask. * We request to make your visits with reservation. For reservation, please contact us: +90 543 816 10 34 Mine Art Gallery Nisantasi Teşvikiye, Bostan Sokak (Eski Karakol Sokak), Miss Dalida Store, No 6 / A, Şişli / İSTANBUL Contact Tel: +90 (536) 553 50 66 I +90 (543) 816 10 34 I E-mail: info@minesanat.com 1 “Zeki Kocamemi: Istanbul State Academy of Fine Arts 1979 Publication 5” p. 1 2 Hans Hofmann, 1880 Weissenburg (Germany) 1966 New York. He first studied in Munich, then went to Paris in 1904, worked with Matisse and Robert Delaunay, and in 1915 he founded the "Hofmann Art School", which was known by his name. He immigrated to America after 1930. 3 “Zeki Kocamemi: Istanbul State Academy of Fine Arts 1979 Publication 5” p. 4 4 “Zeki Kocamemi: Istanbul State Academy of Fine Arts 1979 Publication 5” p. 11 ACKNOWLEDGEMENT We would like to express our sincere gratitude to the daughters of collector Kemal Erhan, Dr. Oya Erhan and Serra Türel who contributed to the emergence of this exhibition titled “In Memory of Kemal Erhan A Selection from His Collection: Zeki Kocamemi” by carefully keeping the artworks and meeting these artworks with the audience, to Miss Dalida brand that we share their space for their contribution to the arts, to Prof. Adnan Çoker and Prof. Kemal Bilensoy who prepared a catalogue enriched with memories, writings, biographies and visuals, “Zeki Kocamemi: Istanbul State Academy of Fine Arts 1979 Publication 5”, that we have used in creating the infrastructure of this exhibition, and also to Canan Çoker and Yusuf Taktak for their contribution to the catalog.

  • Mine Art Gallery

    H. AVNİ ÖZTOPÇU "BİRİM / UNIT" SOLO EXHIBITION

    10 Sep 2020 – 10 Nov 2020

    H. Avni Öztopçu'nun "BİRİM" isimli sergisi 10 Eylül 2020 tarihinde online olarak izleyicilerle buluşuyor. Bu sergiyi oluşturan resimlerin her biri kendi başına elemanlarıyla bir bileşimken, her resim ikili ya da çok sayıda yeni bileşimler kuruyor; yeni bileşimlerin elemanı oluyor. 1991 yılında yapılan Gezi MR-1 resmi serginin hareket noktasıdır. 1991 yılında yapılan bu resmin yol açtıklarıyla ve tekli merkez serisiyle "BİRİM" sergisi kuruluyor. Mine Sanat Galerisi pandemi sürecinde sergilerini sanal ortamda da çeşitlendirerek, sanatçıyla izleyicinin bu ortamda iletişimini sürdürüyor.

H. Avni Öztopçu'nun “BİRİM" sergisini 10.09 - 10.11.2020 tarihleri arasında sanal olarak kunstmatrix.com Mine Art Gallery sayfasından izleyebilirsiniz. ....... H. Avni Öztopçu's exhibition "UNIT" will meet the audience in online as from September 10, 2020. While each of the paintings which takes part in this exhibition is a combination of its own elements, each painting establishes new combinations composed of two or more; becomes an element of new compositions. The painting created in 1991, Gezi MR-1, is the starting point of the exhibition. With the compositions came out through this painting and with the individual center series, "UNIT" exhibition is constituted. By diversifying its exhibitions in the virtual environment during the pandemic, Mine Art Gallery maintains the communication between the artist and the audience in such an environment. H. Avni Öztopçu's "UNIT" exhibition can be seen virtually on kunstmatrix.com on Mine Art Gallery’s page between the dates 10.09 - 10.11.2020.

  • Mine Art Gallery

    bubitaktak

    15 Feb 2020 – 29 Aug 2020

    MİNE SANAT GALERİSİ'NİN NİŞANTAŞI’NDAKİ YENİ MEKANININ İLK SERGİSİ “bubitaktak” ARTIK ONLİNE 15 Şubat - 31 Mart 2020 (Pandemi sebebiyle uzatıldı) - 1 Temmuz 2020 Mine Sanat Galerisi, Miss Dalida Mağazası, Nişantaşı, Şişli 1985 yılında Kadıköy Altıyol’da kurulan, Türk Çağdaş sanatında sayısız izler bırakan Mine Sanat Galerisi, kuruluş yıldönümünde Türkiye sanat ortamına Nişantaşı’nda kazandırdığı yeni mekanının ilk sergisi olan "bubitaktak" sergisi fiziksel mekanının yanı sıra artık sanal olarak 3D mekanda gezilebilir. Sanatçılar Bubi ve Yusuf Taktak'ın bir araya geldiği duo sergi randevu yoluyla Mine Sanat Galerisi’nin Nişantaşı Bostan Sokak Miss Dalida mağazasındaki yeni mekanında 1 Temmuz 2020 Çarşamba gününe dek ziyaret edilebilir. Randevu için bizlere ulaşın. Mine Sanat Galerisi Nişantaşı Teşvikiye, Bostan Sokak (Eski Karakol Sokak), Miss Dalida Mağazası, No 6/A, Şişli / İSTANBUL İletişim Tel: +90 (536) 553 50 66 I +90 (543) 816 10 34 I E-posta: info@minesanat.com THE VERY FIRST EXHIBITION OF MINE ART GALLERY IN ITS NEW NISANTASI VENUE ”bubitaktak" IS NOW ONLINE February 15 - March 31, 2020 (extended due to Pandemic) - July 1, 2020 Mine Art Gallery, Miss Dalida Store, Nişantaşı, Şişli Founded in 1985 in Kadikoy Altıyol, Mine Art Gallery which left numerous traces in Turkish contemporary art, opens its doors in Nişantaşı with the exhibition "bubitaktak" within the context of the 35th anniversary of its presence in Turkey artistic environment. As well as the physical space, “bubitaktak" exhibition is now in a virtual 3D venue. The duo exhibition, where artists Bubi and Yusuf Taktak meet, can be visited at Mine Art Gallery's new venue in Nişantaşı, Bostan Sokak, Miss Dalida store by appointment until July 1, 2020. Please contact us for making an appointment. Mine Art Gallery Nişantaşı Teşvikiye, Bostan Sokak (Eski Karakol Sokak), Miss Dalida Store, No 6 / A, Şişli / İSTANBUL Contact Tel: +90 (536) 553 50 66 I +90 (543) 816 10 34 I E-mail: info@minesanat.com

  • Mine Art Gallery

    Nazan Azeri "Annemin Gelinliği Örtemeyen I Renkler" I My Mother's Wedding Dress Which Can Not Cover I Colors

    15 Jun 2020 – 15 Sep 2020

    Mine Sanat Galerisi içinde bulunduğumuz pandemi günlerinde izleyicilere sanal ortamda sergiler sunuyor. Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz “Annemin Gelinliği Örtemeyen I Renkler” sergisi, Sanatçı Nazan Azeri’nin 2007 ve 2019 yıllarında üretmiş olduğu iki serisini Kunstmatrix platformunda 3 boyutlu, sanal mekanda bir araya getiriyor. Sergi online olarak 15 Haziran - 15 Eylül tarihleri arasında Kunstmatrix/Mine Art Gallery sayfasında izlenebilir. .... DÜŞLERDEN HAKİKATLERE Nazan Azeri'nin başlangıçtan bugüne üretiminden kesitleri gösteren bu sergi üstüne çalışırken Virginia Woolf'un Kendinden başka biri olmaya gerek yok. (1) sözünü anımsadım. Böyle düşünmenin nedeni Azeri'nin sanat üretimine başlama aşamasında önce kendisini tanımayı yeğlemesi, kendi geçmişine ve gerçekliğine doğru bir yolculuk yaparak çocukluk, bebek, oyun, ana-baba, aile üstüne yerleştirmeler yapmasıdır. Zamanla bu yapıtlarda keşfettiği anıları ve bilgileri ana-baba kavramlarının günümüzdeki anlam ve sorunlarına doğru yönlendiriyor. Bir aşamada da toplumsal-kültürel düzende çocuğa ilişkin olumsuzluklar bağlamında sorumluluğunun yarattığı sağgörüyle dışavurumcu ve/veya soyut karalamalı çocuk portrelerini üretiyor. Azeri'nin yapıt topluluğunun kavramsal, düşünsel ve duyumsal temelinde kendi yaşam öyküsünün gizemli yönlerine doğru ilerleyen ve bu gizemi çözmeyi amaçlayan bir üsteleme izleniyor. İnsanların yaşam öykülerinde çocukluk anılarının kalıcı etkisi olduğu yadsınamaz; bu anıları sanat aracılığıyla yeniden anlamlandırmak ve izleyicinin de kendi anılarıyla yüzleşerek toplumsal-kültürel düzene ilişkin görüş ve sonuçlara ulaşabilmesini sağlamak da Azeri'nin seçtiği bir yöntem. Azeri'nin önce hukuk okuyup sonra sanat üretimine yönlenmesi de ürettiği yapıtların toplumsal-siyasal içerik ve söylemlerinde belirginleşiyor. İlk işlerinden olan 1993 tarihli Oyun Enstalasyonu başlıklı yerleştirme yıkıma uğramış ıssız bir evin duvarları ve zeminlerine serpiştirilmiş Barbie bebeklerden oluşuyor. Azeri yerleştirmeyi yalnız başına bir performans olarak gerçekleştiriyor ve fotoğrafla belgeliyor. İzleyici bu performansın sonuçlarını izliyor. Yıkıntı evin yalnızlığı ve tekinsizliği ile Barbie bebeğin büyük kitle ve tüketim kültürünün en çekici mallarından birisi olması arasındaki büyük çelişkili açıklıkta kendine yer bulan duyarlı bir alan var. O alan Azeri'nin kendi olmayı arama iradesini oluşturuyor; çelişkiyi göze alıyor. İkinci Barbie'li iş farklı bebeklerin yer aldığı bir dizide yer alıyor. Arkeolojik bir buluntuyu anımsatan kemerli küçük hücrelerden oluşan bir arka zemine yerleştirilen bebekler yine yalnızlığı yansıtıyor. Bu kez Barbielerin yanında beyaz bezle dikilmiş basit bebekler ve oyuncak bebekler de görülüyor. Burada bebekler ile mimari doku arasında tuhaf bir yabancılaşma, yerinden edinmişlik var. Bir sonraki fotograflardan oluşan Yerleşememek başlıklı dizi ise, Azeri'yi yine bir yıkıntı alanında kucağındaki oyuncak bebeklerle dingin ve düşünceli bir performans yaparken belgeliyor. Bu geriye doğru bakışı içeren bebekli dizilerin sonuncu örneğinde bebeklerin organik bir işlemle bitkisel bir dönüşüme sokulduğunu, masum görünüşlerini yitirerek tekinsiz bir kimliğe büründüğü görülüyor. Bu bebekler de evlerde, sokakta, duvarlarda kendilerine yer arıyor ve belki de buluyor. Bu oyuncak bebek ve oyuncak nesnelerin kitle ve tüketim kültürü içindeki kültürel, ekonomik ve toplumsal göstergeleri din, muhafazakarlık, erkek egemenlik ve çocuk hakları, özgürlük ve feminizm arasındaki derin ve sürekli çatışkıda yatıyor. Azeri bu sorunların bilincinde olarak konuya çocuğun imge ve duygu dünyasından yaklaşıyor ve performansıyla kendi çocukluğuna odaklanıyor. Azeri toplumsal kültürel sorunları yapıtlarıyla irdeleme işlemini yine simgesel nesnelerle, gelinlikle ve siyah erkek kostümü ile sürdürüyor. Bu süreci anne ve baba ve ailenin kuralları kavramlarına odaklıyor. Nazan Azeri annesini onun gelinliği, erkeği de siyah bir ceket, gömlek ve kravat ile anıyor ve belgeliyor; bu simgeler bir dizi tuval üstüne resim, fotoğraf ve video ile işleniyor. Geleneksel aile gelinliği her zaman saklar; ona kutsallık, sevgi ve hüzün yükleyerek. Azeri bu geleneği kullanarak annesi üstüne düşünce ve duygularını açımlıyor; ancak aynı zamanda kaçınılmaz olarak gelinliğin bütün kültürlerde yansıttığı o çelişkili bakire ve masum kavramına da gönderme yapıyor. Bu denli özel ve duygusal bir ilişkiye karşın bir çok başka dizi resim ve fotoğrafta gelinliğin ve erkek giysisinin sert bir rüzgarlı havada ağaçların dallarında sürüklendiğini ve hırpalandığını görüyoruz. Toplumca kabul gören anlamla görünenin arkasındaki gerçeği gösterme isteğiyle, Azeri gelinliğin ve damatlığın ve bu geleneksel nesnelerin ifade ettiği bütün kanı ve duyguların mevcut ikilemli toplumsal düzenin yarattığı fırtınaların hem bir aracı hem de bir kurbanı olabileceğini gösteriyor. Diğer performans fotoğraflarında da beyaz ve siyah giysilerin bir evin içinde geçirilerek yerde sürüklenerek evin dışına çıkarılması izleniyor. Bu performansta da bebeklerde olduğu gibi bir mekana yerleşememe ya da mekanın yansıttığı gerçeklerle örtüşememe ve çatışkıya düşme olasılığı işaret ediliyor. Azeri, yaşam belleği ve simgesel değerleri olan giysiler üstünden yaşadığı dönemin toplumsal ve kültürel değişkenlerine, çekirdek aile düzenine, kadın kimliğine ilişkin düşüncelerini metaforlara dönüştürüyor. Sürüklenen ve hırpalanan erkek giysisi de egemen gibi görünen erkeğin de bu düzenden etkilendiğini, yıpranmadan payını aldığını işaret ediyor.. Azeri'nin irdelediği durumlar kapitalizmin günümüze kadar gelen gergin aşamalarında çocuk, kadın, aile söylemlerindeki kritik alanlardır. Azeri'nin ilk olarak ele aldığı Barbie bebekler küresel oyuncak üretiminin önde gelen plastik nesnesidir ve bugün 60 yaşında olan bu moda ve kozmetik sanayisi tüketim standartlarının belirlediği ölçülerdeki bebek, Modernleşmeden Postmodernleşmeye Barbie (2) başlıklı makalede belirtildiği gibi: 2014 yılında 1.009 milyar Dolar değerinde Barbie satışı yapmıştır. Fakat 2015’te, Barbie’nin satışlarında %16’lık bir düşüş yaşanmıştır. Feminist söylemin eleştirel bakışı ve Küreselleşmenin öngördüğü kültürel çeşitlilik bağlamında Barbie bebekler de değişim geçirmiştir: 2016’da satışa çıkmış olan koleksiyonda dört farklı vücut tipi, yedi farklı cilt tonu, 22 farklı göz rengi, 24 farklı saç stili ve sayısız kıyafet ve aksesuara sahip bebekler bulunmaktadır. Barbie, artık tek bir beden tipinde değildir. Daha gerçekçi oranlara sahip, “minyon (petite)”, “uzun (tall)” ve “kıvrımlı (curvy)” bebekler çıkmıştır. Azeri'nin Barbie'li performansı bir yönden kız çocuklarının kapitalizmin erkek aklı ile ürettiği ve kadına rol biçen anlayışla yönlendirilmesinin irdelenmesidir. Diğer yönden ise ev yıkıntıları arasına yerleştirilmiş Barbie'ler ulaşmak istedikleri kitlelerin sınıfsal konumlarına göre bir yabancılaşmışlığın ve yersiz-yurtsuzluğun varlığına işaret eder. Çocuk imgesinin izini Anadolu'da sürersek, İ.Ö 12000'lere tarihlenen Göbeklitepe'de bulunan Şanlıurfa müzesinde sergilenen bir totem yapıda doğum aşaması halinde betimlenen bir çocuk, bebek imgesini gösterebiliriz. Bebeğin elleri arasında bir kap ve kadeh vardır. Kutsal bir anneden, tanrıçadan doğan kutsal bir bebek senaryosu anlatılıyor gibidir. Belki de bu totemde yeniden doğum, yaşam döngüsü, sonsuz döngü, sonsuzluk kavramları açıklanmaya çalışılmıştır; ancak bu bize Anadolu'nun ana tanrıça (ana-kadın) kültünün varlığı ile günümüzdeki din odaklı kadın-karşıtı hareketlerin yersizliği arasındaki çelişkiyi gösteriyor. Sanat tarihinde resimlerde bebek ve çocuk imgesi Meryem'in kucağında İsa olarak, kilise tavanlarında uçuşan melek olarak ya da mitolojik göndermeli resimlerde Eros olarak görülür; bu bebek ve çocuklar tombul, pembe yanaklı oğlan çocuklardır; kız çocuk ancak soylu aileleri ölümsüzleştiren resimlerde ender olarak görülür. Ancak Modernizmin başlangıçlarında gerçek yaşamdan çocuklar görülmeye başlar. Osmanlı Modernizminde Osman Hamdi ve Halil Paşa resimlerinde kendi ailelerinden çocuk portreleri, daha sonra Çallı Kuşağı ve D Grubu resimlerinde gerçekçi anlayışta çocuk imgesi ender de olsa vardır. Geç Modernizm'de en belirgin örnekler ise Anadolu ve kent çocukları olarak Neşet Günal ve Neşe Erdok'un resimlerinde yer alıyor. Nazan Azeri'nin çocukları ise hakikat ile düş arasındaki karmaşık ve gizemli alış-verişin ürünleridir. O, çocuk imgesini resim, performans, fotograf ve yerleştirme yöntemleriyle uzun soluklu ve ısrarlı bir üretimle bu karmaşık alış-verişi araştırmak üzere gerçekleştiriyor. Kucağında eylediği oyuncak bebeklerle yaptığı performanslar, anne ve çocuk arasındaki o sessiz ve derin ilişkinin süreçlerini yansıtırken, bir aşama sonra oyuncak bebeklerin otlar ve çiçeklerle yeşerdiği, ekolojik bir işlemin, kuşakların önündeki kaçınılmaz geleceğin gündeme geldiği izleniyor. Büyük kağıtlara soyut dışavurumcu üslupla çizilmiş siyah-beyaz ya da renkli çocuk portrelerinin ise sonu gelmiyor; bu portrelerde görülen çocuklar sevimli tombul melekler değildir; çocuk yüzünün kaçınılmaz masumiyeti ile yaşamın tekinsizliği ve zorluklarıyla karşılaşmanın ve belki de hırpalanmanın arasında bir yerde dururlar. Azeri'nin çocuk imgeleri, Louise Bourgeois'ın şu sözüne de denk düşüyor: Çocukluğum hiç bir zaman gizemini yitirmedi, ve hiç bir zaman dramını yitirmedi. (3) Azeri, 2005 yılında, yine kent yaşamı içindeki gözlemleri ve yorumlarının yarattığı hassasiyetle toplumsal bir işbirliğini içeren bir performans gerçekleştirdi. Azeri 20.yy boyunca kuşak kuşak insanın zihinsel ve duygusal evrenini biçimlendiren, etkileyen Türk sinemasının arka koridoruna bir giriş yaptı ve günümüz kuşaklarına yeni bir bilgilendirme ve değerlendirme olanağı verdi. Bu arka alandaki filimlerin yan oyuncuları ya da figüranları sinema sektörünün en düşük ücretli emekçileridir; çoğu kez güvencesiz bir emek sürecinin sonunda unutulmuşlardır. Azeri toplumsal sorumlulukla bu olumsuzluğun izini sürerek Beyoğlu-Tarlabaşı bölgesinde yaşayan bir grup figüranı yeniden sahneye çıkardı. 2000 başından bu yana topladığı ikinci el şık giysilerle bu oyuncuların geçmişteki kimliklerini yeniden canlandırdı. Bu performansta da giysi yaşamları, kaderleri, kimlikleri belirleyen nesne olarak işlev görüyor. Düş Rolleri başlıklı fotograf dizisi ve bu diziye eşlik eden belgesel video bu giysileri giyerek yan oyunculuğun heyecanlı anılarını bir kez daha yaşamayı hak eden bu kişileri belgeliyor. Azeri'nin 1993'den günümüze ürettiği bu yapıtların göndermeleri güncel bir soruna, siyasal-ekonomik-kültürel düzenin hakikat-sonrası söylemle işgal edilmesi gerçeğine de uzanıyor. Azeri çocuk, kadın, evlilik ve ailenin kalıplaşmış ve metalaşmış değerlerinin hakikat-sonrası söylem içinde kendilerine edindikleri değişmez kötülükteki yeri sarsmak için ince işlenmiş bir hakikat arayışını yeğliyor. Ancak, algıyı tetikleyen, çeşitli çağrışımlarla farkındalık açılımları sağlayan görsel işlemlerin ve imgelerin gücüne karşın, bu arayışta kesin bir sonuç yoktur, Lacan'ın belirttiği gibi: Ben her zaman hakikati söylerim. Tüm hakikati değil,çünkü bunu tümüyle söylemek olanağı yoktur. Yazınsal olarak tümüyle söylemek olanaksızdır: sözler yetmez. Yine de bu olanaksızlık aracılığıyla hakikat Gerçeğe tutunur.(4) Beral Madra, Ağustos 2019 1. Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf Sayfa 13 - Kırmızı Kedi Yayınlar 2. Modernleşmeden Postmodernleşmeye Barbie
Hakemli Makale Dilara Buket Tatar Arş. Gör. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalı Res. Asst. Gazi University, Faculty of Law, Department of Philosophy and Sociology of Law 3. Read more at https://www.brainyquote.com/authors/louise_bourgeois: My childhood has never lost its mystery, and it has never lost its drama.
 4. OCTOBER 40: ART/ THEORY/ CRITICISM/ POLITICS - SPRING 1987: JACQUES LACAN: TELEVISION Paperback – 1987 “I always speak the truth. Not the whole truth, because there's no way, to say it all. Saying it all is literally impossible: words fail. Yet it's through this very impossibility that the truth holds onto the real.” For the English Version: http://www.nazanazeri.com.tr/m.aspx?id=184&lang=1 ............ BİR SERGİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Son zamanlarda art’tan antiart’a uzanan resim sergileri içinde Nazan Azeri'nin “Örtemeyen” sergisi, ilginç bir karakter özelliği taşıyor. Bu özellik, her şeyden önce resimleri seyredende uyandırdığı hüzün ve pessimizm duygusunda somutlaşıyor. Genelde tuval üzerine akrilikle yapılmış büyük formatta resimler, siyah bir fond üzerinde kuru dalları ile bir ağaç ve dallara serilmiş parçalanmış bir kadın giysisinden oluşuyor. Parçalanmış giysi, tüm resimlere adını veriyor: “Annemin Gelinliği". Minimalist bir çalışmayı gösteren resimler, siyah beyaz kontrastı ile bir mimari yapıyı kuruyor ve buradan da resmin resimsel değeri ortaya çıkıyor. Ancak, kuru dallarıyla bir ağaca ve parçalanmış giysiye dayalı bu minimalist yapı, bu özellikleriyle bizi düşünsel, duygusal bir arka yapıya götürüyor. Varlığın ve yok oluşun sorgulandığı bir arka yapıya. İnsan içinde var olduğu ve yaşadığı dünyayı böyle bir var olan olarak tutabilmek için ona yeni bir insansal dünya ekler. Ama varlığın yok oluşu kaçınılmazdır. Nazan Azeri’nin resimlerinde, kurumuş dallarıyla ağaç, parçalanmış giysi ile varlığın yok oluşa dönüşümü somut olarak gösterilmek isteniyor. Bu gösterime derin bir duygu, acı, hüzün ve karamsarlık eşlik ediyor. Nazan Azeri’nin resimlerinde bu acıyı, varlığın bu dramını bir karamsarlık içinde yaşıyoruz. Bu dramın kaynağı, 20. Yüzyılın başında bilimde ve felsefede meydana gelen büyük bir dönüşümdür. M. Planc’ın “quantum”, Einstein'ın “relativite” teorileri Newton'dan gelen ve modern çağın mantığını kuran anlayışı sarsar, felsefede J. P. Sartre ve Camus bu sarsıntıyı çağın pesimist bir dünya tablosu olarak ortaya koyar. Bunlara Nietzche'nin "Tanrı ölmüştür” aforizması da eklenince, Tanrının varlığına dayalı olan Avrupa uygarlığı büyük bir sarsıntı ile pessimizme kayar. İşte Nazan Azeri’nin resimlerinde bu universal pessimist dünya görüşünün bir izdüşümünü görmekteyiz. Bu pessimizm resimlere yaklaşımı elbette güçleştiriyor, ama, hemen söylemeliyiz ki, bu pessimizm, resmin derinliğini de sağlamış oluyor. İsmail Tunalı For the English Version: http://www.nazanazeri.com.tr/m.aspx?id=176&lang=1 ............ ZEYNEP SAYIN’ın, Nazan Azeri’nin MÜGS Fakültesi, Cumhuriyet Müzesi Galerisi’ndeki “Düşlerden Hakikatlere” sergisi üzerine yaptığı konuşmadan fragmanlar Dünya tarihindeki ilk imgelerin ölümle ilgili olduğu düşünülüyor. Derrida’nın söz ettiği konukseverlik, ölüleri bir bellek arşivi ile onları şimdi ve burada mevcut olmaya davet eden endişe ve kaygı ölümle ilişkili. Mezar taşları, maskeler, bunların hepsi, ölüm imgeleri. İmge antropolojisi açısından baktığımızda ilginç olan başka bir şey daha, ilk evlerin, mezar olması. Mezar ve ziyaret aynı kökten geliyor. İnsanlar kendileri oturmadan önce ölülerine ev yapıyorlar. Ölülerinin imgeleri bebekler, ikizler. İnsanlık tarihinde iddia ediliyor ki, oyuncak figür ile mezar aynı dönemde ortaya çıkıyor. .... Nazan, yaratma sürecinden söz ederken; farklı zamanlardaki izleklerin üst üste binerek bir araya gelip imgeye dönüştüğüne dair bir cümle kurdu. Ben de Nazan’ın her bir imgesinin bir bellek merkezi olduğunu düşünüyorum. Bütün sıkışmışlığı ile, bütün farklı zaman aralıklarını kendi bünyesinde bir araya getiren, her an patlamaya hazır bir sıkışmışlık halinde tuttuğunu düşünüyorum imgesinin. .... Fotoğraf için Roland Barthes fotoğrafta şöyle bir zaman çatışması vardır diyor: ben çoktan ölmüş olan annemin çocukluk fotoğrafının gözlerine bakarım. Walter Benjamin ise, diyalektik imgenin en azından iki uyumsuz zamanı çakıştırdığını, birbiriyle uyuşmayan iki zamanı üst üste bindirdiğini, imgenin patlayana kadar zamanla dolu olduğunu söylüyor. İlginç bütün insanlar da aslında çelişkileriyle ilginçtirler. Çelişkilerin birbirine dikişlenememesinden ortaya çıkan şeyler ilginçtir. Nazan’ın imgeleri birbirine dikişlenemiyor, bir oraya bir oraya bir oraya çekiyor. İlginç, yani sıkışmış zaman derken onu kast ediyorum. Tarkovski‘nin bir kitabı var, Mühürlenmiş Zaman… Bütün zamanlar yan yana.. Bütün bu hayaletler ve hortlaklar, barbi bebekler, fotoğraflar, giysiler daha ziyade bir yokluk çevresinde mevzilenen şeyler. .... Plinius, ilk sanat tarihini yazarken şu göndermeyi yapıyor; Korinthoslu bir çömlekçinin bir kızı varmış, bir gence çok aşıkmış. Genç, bir yerlere gitmek üzereyken, sevgilisi bedeninin gölgesinin kontörünü almış. Uzaklaşmakta olan sevgilinin kontörü ile, gitmekte olanı, yokluğu ile buraya konuk etmiş. Nazan da aynı şekilde işlerini yokluk üzerine kuruyor, yokluk üzerine bir şeyleri ekliyor ve çıkarıyor. Plinius’un anlattığı hikayede olduğu gibi, kontörde olduğu gibi, her şey kendi gidişiyle, yokluğu ile yer alıyor. Heyecan verici... “Karalamalar”da, “Annemin Gelinliği”nde, “Bankta”, “Örtüsüz” işinde, aslında bütün işlerinde boşluğu gösteriyor Nazan bize. Bir ortamdan diğer bir ortama geçiş, hepsinde sürekli geçiş halinde, sürekli bir geçiş durumunda; göçme, hareket etme, gitme durumu var bütün işlerinde... Gerçekler ve hayaller gibi… Hepsinin arasında.. Kıyafetleri alıyor, erkek ceketleri, annesinin gelinliği... Sonra o kıyafetler bir takım aktörlere giydiriliyor. İzlek sürüyor ama ortam değişiyor. Beyazperdeden, Yeşilçam oyuncularına, ikinci planda yeniden Yeşilçam’a taşınıyor. Bütün Yeşilçam figüranları o kıyafetleri giyerek başka biri oluyorlar, başka bir birey, başka bir figürasyon oluşturuyorlar. Kendi aralarında bütün bu izleğin bebek mevzusundan geldiğini düşünüyorum.

  • Mine Art Gallery

    Çağdaş Sanatta 35 Yıla Saygı I Respect for 35 Years in Contemporary Art

    18 May 2020 – 18 Aug 2020

    1985 yılında Kadıköy Altıyol’da kurulan, Türk Çağdaş sanatında sayısız izler bırakan Mine Sanat Galerisi 35. yıl sergileri kapsamında gerçekleşecek “Çağdaş Sanatta 35 Yıla Saygı” sergisi online olarak izleyiciyle buluşuyor. Mine Sanat Galerisi’nin 1985’ten bu güne çalışmış olduğu 35 ismin yer alığı seçkide; Halil Akdeniz, Nadide Akdeniz, Gülçin Aksoy, Özdemir Altan, Koray Ariş, Mustafa Ata, Tomur Atagök, Nazan Azeri, Bedri Baykam, Tülay Tura Börtecene, Bubi, Zahit Büyükişliyen, Adnan Çoker, Bülent Çınar, Sabahat Çıkıntaş, Cevat Dereli, Burhan Doğançay, Ahmet Elhan, Devrim Erbil, Melih Erdoğan, Seçil Erel, Dagmar Göğdün, Genco Gülan, Meriç Hızal, Gül Ilgaz, Balkan Naci İslimyeli, Ergin İnan, Serhat Kiraz, Nur Koçak, Zekai Ormancı, H. Avni Öztopçu, Neriman Polat, Yusuf Taktak, Güngör Taner’e ait çalışmalar yer alıyor. Founded in 1985 in Kadıköy Altıyol, Mine Art Gallery, which has left numerous traces in Turkish Contemporary Art, presents an online exhibition held within the scope of its 35th year exhibitions. There are artworks of the 35 names that Mine Art Gallery has worked since 1985; Halil Akdeniz, Nadide Akdeniz, Gülçin Aksoy, Özdemir Altan, Koray Ariş, Mustafa Ata, Tomur Atagök, Nazan Azeri, Bedri Baykam, Tülay Tura Börtecene, Bubi, Zahit Büyükkişliyen, Adnan Çoker, Bülent Çınar, Sabahat Çıkıntaş, Cevat Dereli, Burhan Doğançay, Ahmet Elhan, Devrim Erbil, Melih Erdoğan, Seçil Erel, Dagmar Göğdün, Genco Gülan, Meriç Hızal, Gül Ilgaz, Balkan Naci İslimyeli, Ergin İnan, Serhat Kiraz, Nur Koçak, Zekai Ormancı, H. Avni Öztopçu, Neriman Polat, Yusuf Taktak, and Güngör Taner. Caddebostan, Ömerpaşa Cad., Toprak Apt., No 35-37, Kadıköy / İstanbul Nişantaşı, Teşvikiye, Bostan Sok. (Eski Karakol Sok.) No 6/A, Şişli / İstanbul Yalıkavak, Merkez. Mah. Çökertme Cad. Özkan Sok. Bodrum / Muğla

    latest works

    • Zeki Kocamemi

      Ağaçlar / Trees
      34 x 44.5 cm (h x w)
      Kontrplak Üzerine Yağlıboya / Oil on Plywood
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      Nü / Nude
      72.5 x 60.5 cm (h x w)
      Tuval Üzerine Yağlıboya / Oil on Canvas
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
    • Zeki Kocamemi

      İsimsiz / Untitled
      65 x 50 cm (h x w)
      Desen / Drawing
      Cookies help us to provide certain features and services on our website. By using the website, you agree that we use cookies. Privacy policy